online stats



20091204

3 boyutlu dünya kupası

0 yorum

sony, fifa ile anlaşarak dünya kupası'ndaki 25 maçı, hd tv'lerde 3 boyutlu yayınlayacakmış. (kaynak: shifdelete.net) hangi maçların, hangi ülkelerde nasıl yayınlanacağını bilinmiyor fakat izleyebilenler için ilginç bir deneyim olacağa benziyor.

eğer ses de 3 boyutlu gelecekse, veya home theater falan kuruluysa; allah izleyenlere sabır versin. zaten gidemediğimiz kupada, bir de evin her tarafından vuvuzela sesi gelirse, bu ülkede çok cinayetler işlenir, çok analar ağlar aga.

galatasaray:1 panathinaikos:0

0 yorum

guardiola, real madrid maçı sonrası "rijkaard takımı başarıya alıştırmıştı" demişti. şimdi de, her ne kadar zaman zaman futbol otoritelerince sorunlu bulunsa da, galatasaray'a en önemli katkısı başarıya alıştırmak oluyor. ve yıllarca eksikliğini hissettiğimiz, kendimizden daha zayıf rakipleri eleme hususunda başarılı oluyoruz. bu da özgüvenimizi arttırıyor.

baros'un yokluğunda, forvette nonda ile 3 tane mücadeleci fakat oyun kuramayan bir orta saha ile saha çıkıyordu galatasaray. bu maçta, fener maçından sonra ilk defa bu sayı 2'ye düştü. elano, kewell, arda ve nonda'nın oluşturduğu hücum gücünü, mustafa sarp ve mehmet topal ile desteklemişti. bu da ilk yarıda galatasaray'ın eski halini bize sundu. skorun 1-0 olduğuna bakmamak gerekiyor, nitekim daha önceki maçlara göre çok daha üretken bir takım vardı.

galatasaray, oyunu kendi istediği gibi oynadığı sürece başarılı oluyor. 1 maç kala grubu birinci olarak bitirmeyi garantiledik. başarıya alışmak, kolay bir grup da olsa, böyle bir şey olmalı.

20091203

hakan şükür - saffet sancaklı dönemi

0 yorum
(kaynak: milliyet arşiv)

saffet ve hakan'ın hava toplarındaki üstünlüğüne, gençlerbirliği defansı deve güreşi ve engin'in saç ve bıyıklarıyla cevap veriyor.

ilk defa o gün kullanılan ve bir daha kullanılmamak üzere yemin edilen savunma taktiğine göre, kaleci iki defans oyuncusunun üzerine çıkacak, ve gelen topları hakan veya saffet'in kafasına gelmeden tutacaktı. kaleye yakın pozisyonlarda ise, kaleci direğe tutunarak diğer defans oyuncularını azad edip, onlara manevra kabiliyeti sağlayacaktı. bu sırada engin bıyıklarını göstererek hakan ve saffet'i futboldan uzaklaştıracaktı. fotoda, hakan'ı bayılırken görüyoruz.

bu taktiğe kötanaçyo taktiği denmiş.

sen bu görüntüden yaklaşık 6 yıl sonra bize uluslararası kupalar gösterdin ya, çok büyüksün rabb'im.

20091202

unutulanlar #10: gintaras stauče

1 yorum
1994-1995 sezonundan başka bir futbolcu ile devam ediyoruz. avurdu çökmüş futbolcular zamanından biri: gintaras stauce.

simovic ile taffarel arasındaki yaklaşık bir 10 yıl boyunca, genelde kötü kaleciler vardı kalemizde. iyi bir kaleci olmasına karşın beklenen patlamayı 45 yaşında anca "devler ligi"nde yapan hayrettin, volkan kilimci, mehmet bölükbaşı, hayrettin'in yedeği olmasına rağmen şimdi galatasaray'da kaleci antrenörlüğü yapan nezihi baloğlu, daha ilk maçında tsyd kupası'nda beşiktaş'tan 3 tane garip gol yiyip kafasını direklere vuran ve bir daha kendisinden haber alınamayan mehmet duymazer... hiç biri iyi kaleci değildi. bir şampiyonluğumuzda payı olan mehmet bölükbaşı'nı biraz ayırıyorum bunlardan.

istisnalar var tabi bu dönemde, iki iyi kaleci: stauce ve friedel.

1993-1994 sezonu'nda galatasaray müthiş bir başarı yakalamış; ilk defa kurulan şampiyonlar ligi'nde gruplara yani son 8'e kalmıştı. fakat, gruptaki 5 maçta 2 beraberlik 3 mağlubiyet aldı. attığı gol ise 0'dı. bir diğer ilginç taraf ise, galatasaray'ın avrupa kupalarında attığı toplam gol 6 maçtır (sami yen'deki manu maçı dahil) 99'da takılı kalmıştı.

6. ve son karşılaşma olan spartak moskova maçında şeytanın bacağını kırmıştık. cihat, galatasaray'ın şampiyonlar ligi'ndeki ilk ve avrupa kupalarındaki 100. golünü atıyordu. bu galatasaraylılar için önemli ama geri kalan insanlar için önemsiz golü yiyen kaleci ise, stauce'ydi.

fener ile türkiye kupası'nda karşılaşıyorduk. eğer o zamanlar sponsor alınsaydı türkiye kupasına, adı kesinlikle imar bankası türkiye kupası olurdu. sami yen'deki maç uzatmalara daha sonra da penaltılara gitti ve stauce bir kaç penaltı kurtararak bizi bir üst tura çıkarmıştı. tabi aygün'ün dağa taşa vurduğu bir penaltının da hakkını vermek lazım. top daha kale çizgisine gelmeden, televizyonun kadrajından çıkmıştı. ne de olsa; adı ziraat veya fortis, karışık veya sade farketmiyor, fener illa ki bir şekilde kupadan eleniyordu.

daha sonra karşıyaka ve duisburg kalesini koruyan stauce, bundesliga'da yılın kalecisi seçilmiş.

20091126

cemal nalga ve tarihten bir sayfa

0 yorum

cemal nalga, haber türk'e tufan formasıyla poz vermiş. hayır ne yedirdiler, ne içirdiler bilmiyorum ama, hali hazırda bitmiş olan basketbol hayatının bir resmiydi bu.

bu takım 3 yıldır, lisansını iptal etmeden, yabancı kontenjanından feragat ederek linderoth'u takımda tuttu. bakmayın öyle jübile manyağı eski tayfanın vefasız dediğine. hele delgado ve edu örnekleri dururken gözümüzün önünde, galatasaray fazlasıyla vefalı bir kulüptür. yeri geldiğinde, cemal nalga'yı hala sahiplenirdi. demek ki, cemla nalga istememiş.

öznesi olduğu çirkin bir olayı daha da çirkinleştirince, arkasında başka şeyler arıyorum maalesef. hakikaten yönetimin bu olayı derinlemesine araştırması ve olayın iç yüzünü aydınlatmasını bekliyorum. basit bir sahtekarlıktan da öte bir durum bu.

*****

geçmiş günlerde, yiğit şardan'ın skandallar ülkesinde bir kurban olduğunu yazmıştım. yakın tarihte, fenerin çeşitli branşlarda yaptığı sahtekarlıklardan, dopinglerden bahsetmiştim. bugün ise gian ve tercüman gazetesinden aybars hünalp; tarihin tozlu bir sahtekarlığı yazmışlar.

mevzubahis sahtekarlığı, galatasaray'ın şampiyon olmaması için hükmen yenilmek adına lisanssız futbolcu oynatmalarını milliyetin gazete arşivinden de görebilirsiniz.

20091125

unutulanlar #9: norman mapeza

1 yorum

galatasaray'da, benim hatırlayabildiğim ilk siyah futbolcu. dominic iorfa'yı pek görmedim zaten.

1994-1995 sezonuydu. son iki senenin şampiyonuyduk. kalli ve hollman'dan sonra, takım bir başka alman reinhard saftig'e emanet edilmişti ki, edilmez olaydı. "bir teknik direktörde çok iş yoksa eğer, eski takımındaki futbolcusunu yeni takımına transfer eder" prensibine uygun olarak, bir başka unutulan kuzmanovski'yi de yanında promosyon olarak getirmişti.

maç, beşiktaş maçıydı. son yarım saate girilirken, maç beşiktaş'ın 1-0 üstünlüğü ile geçiliyordu. o sırada da, bizim televizyonun görüntüsü gidiyordu. 90'ların teknolojisinde yapılacak şey belliydi. babam çatıya çıkacak, antenle oynayacak; ben de görüntü düzelince apartman boşluğundan babama haber verecektim. ama düzelmedi o gün televizyon. babamın "baştan gitmiş" olarak nitelendirdiği, en kötü sorundu. hiç bir tamirci, bunu çözemezdi. "baştan gitmiş"in keyfine göre gelecekti. baştan gitmiş'i hep isim sanırdım, yıllar sonra anladım vericiden kaynaklanan bir sorun olduğunu.

görüntü geldiğinde galatasaray 2-1 öndeydi. gözlerime inanamıyordum. skora değil, golleri atana: norman mapeza'dan başkası değildi. son golü de saffet atıp skoru belirliyordu: 3-1.

hatırladığım kadarıyla, norman mapeza türkiye'deki ilk ön libero deneyimlerinden biriydi. koşardı, mücadele ederdi falan ama, tekniği biraz zayıfı. zaten o dönem "oyunu her iki yönüyle oynayabilen, gerard gibi lampard gibi futbolcular" geyiği de dönmediğinden, çok sorun olmadı. recep'lerin, müjdat'ların devrinde oyunu her iki yönüyle nasıl oyanacaksın paşam.

neyse, daha sonrasınde çeşitli anadolu takımlarında top koşturan, bu kavruk futbolcumuzu hep özlerim.

serinin bir sonraki yazısında, gintaras stauce ile buluşmak üzere, esen kalın.

20091123

galatasaray:1 manisaspor:1

0 yorum
bu sezon, deplasmandaki tobol maçından bu yana ilk defa bu kadar kötü görüyorum. manisaspor'un da hakkını yememek lazım, orta sahada basıp galatasaray'ı kaleye döndürmeyen her takım gibi puan alabildiler.

rijkaard, 3 tane defansif orta saha ve ileride nonda ile neler yaşanabileceğini biliyordu aslında. takımı fark atmak veya iyi futbol için değil, sadece 3 puan için çıkarmıştı. bazı maçlarda bunun yapılıyor olması sorun değil fakat takımın sene başındaki oyun karakterinin kaybolmaması koşuluyla. rijkaard, devre arasını bekliyor tahminimce. hem baros'un iyileşmesini, hem de defansa yapılacak takviyeyi...

birazcık total futbol muhabbetinden uzaklaşmamız ve takımın tazelenmesi adına bir uyarıydı bu. bu uyarıyı iyi değerlendirmek, kısır orta sahayı yenilemek ve forvette nonda'dan başka alternatifler deneyebilmek adına; önümüzde yeterli bir süre var.

20091122

erkeğin anlamsız futbol hafızası #2: istanbulspor:2 - galatasaray:3

0 yorum

istanbulspor'un, aykut kocaman, oğuz çetin, gökhan keskin, gerson gibi üç büyüklerin vadesi dolmuş fakat iş yapan futbolcularını alarak, çıkış yaptığı senelerdi. daha sonra dünya kupasında bir maçta 5 gol atarak rekor kıran salenko'yu da getirmişlerdi. bu yükselişte, adını yeni yeni duyuran uzanların payı büyük.

beşiktaş ile yarışıyorduk o sene ve maçtan önce de beşiktaş bir kaç puan öndeydi. o sırada maçı radyodan dinliyordum. 2-0 öne geçmiştik. birini hagi'nin attığını hatırlıyorum. (diğerini de tugay atmış). fark olacak beklentisiyle, annemden zar zor izin kopararak, maçın son yarım saatini izlemek için kahvehaneye babamın yanına gitmiştim.

ne yazık ki, evdeki hesap kahvehaneye uymadı. istanbulspor, ikinci yarıda toparlanarak durumu 2-2'ye getirmişti. babam ise çoktan suçluyu bulmuştu. "uğursuz herif, git bi' duş al" demişti, kulağıma eğilerek.

maçın son dakikalarıydı. artık umudu kesmiş, kahvehaneden çıkıp evini yolunu tutmuştum. o sırada kahveden bir gürültü koptu ki, gol sandığım için hemen tekrarını izlemek için geri koştum. fakat, anlamadığım şekilde babam eliyle camdan "gelme git git" yapıyordu. durdum, bekledim, tekrar bir gürültü koptu, öncekisinden çok daha fazlaydı.

sonra babam geldi, o günkü uğursuzluğum hakkında "öyle uğursuzdun ki, hagi'ye bile penaltı kaçırtacaksın diye korktum" demişti. vahap beyaz çok konuşuldu o gün, çünkü son dakikada arif yine yapacağını yapmıştı.

bense, izin alamadığım için seyrek gittiğim kahvehanede sadece istanbulspor'un gollerini gördüğümle kaldım. manşetteki kabus bendim galiba.

ibrahim üzülmessi

1 yorum

galatasaray ile ilgili olmayan insanlar veya olaylar dışında post girmek pek alışkanlığım değil. fakat günün adamı ibrahim üzülmez'den bahsetmek istedim.

ben bu adamı çok seviyorum. kendiyle barışık, "deli" lakabını sorun etmeyen, elinden geldiğini esirgemeyen bi' adam. geçmişinde yaşadığı yoksul hayatın izlerini atmayan, atamayan; gerek tipi, gerek saç modeliyle popüler futbola uyamayacak kadar prezantabl olmayan bir adam. sanki bir anti-kahraman.

büyük ihtimalle, her futbolcu gibi, falsoları vardır. herhangi bir maçta hakemi aldatmıştır veya saçma sapan laflar etmiş de olabilir. iyi bir futbolcu olmadığı da aşikar. ama bir durum var ki, kendisi "türkiye futbolu"nun ta kendisi. çirkin, göze hoş gelmeyen ama bir o kadar hırslı, yeri geldiğinde de "helal olsun lan adama" denebilecek, geri dönüşleri çok olan biri. en azından twitter'dan ilkokul geyiği yapıp, sahada her türlü çirkefliği yapan insanların "iyi futbolcu" olarak nitelendirildiği ülkede gerçek değerinin çok altında.

20091119

skandallar ülkesinde bir kurban

0 yorum

yiğit şardan'ın bu istifası, yaşanılan sorunları çözecek mi bilmiyorum. ama başka da çare yok gibiydi. bu prestij kaybından sonra, orada oturmak abes, bir o kadar da zor olurdu. yalnız bir çok soru var aklımda.

bu olaylardan habersizlerse, ki bu apayrı bir sorun, bir nebze anlayabilirim. fakat şöyle de bir durum var: oyak renault bu olayı 3-4 hafta öncesinden ortaya çıkarmıştı. neden, bu olayların sorumlularını görevden almak için bu kadar beklediler? hala iyi niyetli olalım, haberi ciddiye almamış olup, üstüne gitmemiş olabilirler. o zaman bu nasıl bir sorumluluk anlayışı?

adnan polat geldikten kısa bir süre sonra, özhan canaydın ve diğer lise tayfasının, kulüp üzerindeki iktidarlarını kaybettikleri aşikar. geçen seneyi 5. olarak bitirmemize rağmen, taraftar yine de yönetime tam destek vermişti. iki yıldır da futbol takımına yapılan ve benzeri 13 yıl öncesinde görülmüş transferler, haldun üstünel vasıtasıyla taraftar ve yönetimin bu kadar yakınlaşması, seyrantepe projesinin bitime yaklaşması, diğer branşlarda gelen uluslararası kupalar, pazarlama ve diğer gelir fırsatlarının kulüp tarihinde bu kadar iyi değerlendirilmesi ile, yönetimin koltuğu sağlamlaşmıştı. ayrıca, bu sene yine futbolda alınan iyi sonuçlar ve geçen seneden itibaren avrupa'da takımın eski güvenini kazanması, aydınlık günlerin geleceğinin de işaretçisiydi.

şimdi her şey bu kadar iyi, bu kadar profesyonelce giderken, tam da genel kurulun ve başkanlık seçiminin yapılacağı sene, bu saçma sapan olayların yaşanması ve bu olayların öznelerinin liseyle olan ilişkileri, insanın aklına çirkin şeyler getiriyor. yani bu yönetimin koltuğunu sallamak için, bu kadar absürd bir olay gerekiyordu. nitekim yaşandı da.

tabi, aç kurtlar gibi bekleyen medya da boş durmadı. şimdiden takımı ligden ihraç ettiler, dalga geçer gib başlıklar attılar. işleri bu, buna üzülmüyorum. üzüldüğüm nokta en yakın arkadaşımızla bile kavga edebilecek kadar sevdiğimiz galatasaray'ı ilk defa savunamıyor oluşumuz.

oysa ki bu sahtekarlığın bir çok kez benzerleri yaşandı. hatta birisinde, balkan şampiyonluğumuz geri alındı. misal, 2006 yılında 18 yaşındaki atlet anıl şenova fener'deyeken doping kullan(dırıl)mış; daha sonrasında da balkan şampiyonasında müsabakalara katılmış, ve milli takım birincilik kazanmıştı. daha sonrasında olay ortaya çıkınca da, milli takımın birinciliği kaybetmişti.
kaynak: http://www.milliyet.com.tr/2007/04/06/spor/spo19.html

başkan bir örnek. yine fenerbahçe, 2007'de iki ukrayna'lı yüzücüyü türk isimleriyle yarıştırmış ve izmir’deki kulüplerarası açık yaş yüzme şampiyonası’nda erkekler ve bayanlarda şampiyon olmuştu. fakat daha sonra bu yüzücülerin, ukrayna'da da bu sefer orjinal adlarıyla yarıştıkları ortaya çıkmıştı. ama bu durum yönetmeliğe aykırıydı. ne kadar da benzer değil mi?
kaynak: http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=8392094

son örnek ise, 2001 yılında mustafa denizli ile yaşanan örneğe benziyor. 2007'deki voleybol maçında, fenerbahçe 6 kişilik voleybol takımında 4 yabancı oynatarak, bir ilke imza atmamışlar, yaptıkları hatanın devamını getirmişlerdi. aziz yıldırım, teknik ekibin arkasında olduğunu belirtmişti. hadi 11 kişiden 6 yabancıyı seçemedin, 6 kişilik takımda 4 yabancıya da mı dikkatsizlik diyeceksin? o zaman takımınızın başına sayı saymayı bilen adamları getireceksiniz.
kaynak:http://spor.haberler.com/fenerbahce-dicle-universitesi-macinda-4-yabanci-haberi/

şimdi, en az galatasaray'ın yaşadığı olay kadar vahim ve sayıca çok, hatta uluslararası arenada kriz çıkartan skandallardan, kamuoyunun ne kadar haberi oldu? ne kadar gündemde kaldı bu haberler? fener bence "medya objektif davranmalı" diyerek hata yapıyor, çünkü objektif davranabilirse kendilerinin aleyhinde olacak her şey.

kabak yiğit şardan'ın başında patladı. aziz yıldırım bunları yapanların arkasında dururken, galatasaray yönetimi, her ne kadar samimiyet sorunu olsa da, gerekeni yapıyor. bu da bizim farkımız olsun.
 
Bazen insanlar bir garip oluyor, buradaki yazıyı falan okuyor, işi yokmuş gibi.