online stats

12 Kasım 2009 Perşembe

kader'imiz aynı


yattara'nın avrupa görmüşü...
disiplinsiz...
geçen sene top oynamadı...
afrika'lı topçu mu alınır...
deivid'den daha kalitesiz...
al işte, kasımpaşa maçında yakacaktı...
boksör, roberto carlos gibi futbolcuya bile vurdu...

ismail güldüren'lerin, şener'lerin, bilica'ların, jonnson'ların adının "iyi futbolcu" olarak geçtiği ülkede bu sözlerin söyleniyor olması şaşırtıcı değil.

kasımpaşalı futbolcuların aşil tendona attığı acımasız tekmelerinin "iyi mücadele" olarak nitelendirildiği; roberto carlos'un bacağına yapışmasına "profesyonellik" denip övgüler dizildiği medyada benzer sözlerin çıkması hiç şaşırtıcı değil.

kanat oyuncuları hakkında tek söyleyebildiği "sıfıra inip orta kesecek arkadaş" diyebilen insanların futbol profesörü kesildiği ülkede kendisine yattara'nın avrupa görmüşü denmesi hiç şaşırtıcı değil.

fenerli taraftarın attığı şişeler "kadıköy'ün rakibe baskı kuran büyülü atmosferi" olarak açıklandığı ülkede, keita'nın şişeyi gözlemciye götürme çabası şaklabanlık olarak nitelendirilmesine şaşırılmamalı.

şişenin nereden atıldığı gün gibi belliyken bile, sitelerin anasayfasından yalan söyleyebilen yüzsüzlerin haber niteliği taşıdığı ülkede; yüzüne gelip gelmediği belli olmayan şişe yüzünden yerde yatmasına sahtekarlık dendiği, yani eğer atılan yabancı maddenin surata isabet etmezse sorun olmadığı ülkede ona yapılanlar sürpriz değil.

profesyonel değilmişsin ki çok doğru, değilsin. bu adamların profesyonel olduğu ülkede sen profesyonel değilsin arkadaş.

11 Kasım 2009 Çarşamba

gitme, sana muhtacım

öyle oyuncular vardır ki, oynadığı güzel futboldan ziyade karakteriyle, hareketleriyle, bir tek gülüşüyle gönüllerde taht kurar.

gün gelir, gider. hagi gibi, taffarel gibi, prekazi gibi. gideceğini biliriz de, gitme demek ve o anın keyfini çıkarmaktan başka çaremiz kalmaz.

belki bu yıl sonunda ingiltere'ye gidecek. belki de 3 yıl sonra futbolu bırakacak. doyamayacağız yine en sonunda daddy cool'a, içki masalarında "ah kewell olacaktı ki, ne çakardı soldan voleleri" diyeceğiz en fazla.

9 yıl sonra, ilk defa hagi gibi...

10 Kasım 2009 Salı

erkeğin anlamsız futbol hafızası #1: galatasaray:5 - kocaelispor:4

bu seride derbileri ve önemli avrupa maçlarını yazmayacağım. sadece aklımda önemi dışında daha başka detaylarıyla kalmış maçlardan bahsetmek istiyorum.

haftasonunda 5-5 biten lyon-marsilya maçından sonra aklıma geldi, bir sonbahar akşamında televizyondan naklen izlediğim, galatasaray'ın kocaelispor'u 5-4 ile geçtiği karşılaşma. galatasaray kalli ile bir önceki sene şampiyon olmuş, 1993-1994 sezonunda ise takım bir başka ihtiyar ve beyaz saçlı alman hollman'a emanet edilmişti. bir önceki sene, kocaelispor ikinci ligden yeni yükselmesine rağmen, uzunca bir süre lig liderliği konumunda oturmuştu yanlış hatırlamıyorsam. hatta ilk yarıyı lider bitirip, sezonu 4. bitirmişti. daha sonrasında, uefa kupasında sporting lizbon ile oynamıştı.

bu maç, türkiye ligleri tarihindeki en müthiş bir geri dönüşlerden birine sahne olabilirdi. fakat, tarifi olmayan başka bir geri dönüş için sadece 4 gün beklememiz yetecekti. deplasmandaki manchester maçı'nı.
(saffet sancaklı, o dönem uzun ve ince bacaklarıyla nasıl gol attığı anlaşılmamış, oynadığı güzel futbolla beğeni kazanmış ama leylek saffet lakabından da kurtulamamıştı. türkiye futbolu lakap hususunda acımasızdır)


galatasaray ilk yarıda bulduğu gollerle 3-0 öne geçmiş, fakat kocaelispor ikinci yarıda oyunu bırakmayıp durumu 3-3'e getirmişti. daha sonra, tahminimce haftaiçi oynanacak maçın etkisiyle konstantrasyon eksikliği yaşayan galatasaray, son bir gayret ile durumu tekrardan 5-3 yapmış, ama kocaelispor son dakikalarda bir gol daha bulup maçı 5-4'e getrimişti. son dakikalarında abimle babamın ecel terleri döktüğünü hatırlıyorum.

bu maçta, efsanevi futbolcularımızdan kubilay türkyılmaz'ın doksana astığı müthiş gol, internet'in bir 10 yıl geç kalmasıyla unutulmaya yüz tutmuştur. tugay olması gereken yerdeydi, kubilay vurması gereken yere vurmuştu ama youtube olması gereken yerde değildi.

not: aslında dönemine göre incelersek, çok da kıytırık bir maç olmadığını anlarız.

09 Kasım 2009 Pazartesi

diyarbakırspor:1 galatasaray:2


galatasaray'ın orta saha mantalitesini değiştirdiğini anladığımız maç oldu. geçmiş 3 maçta, cezalı ve sakatlıkların bu dizilişle oynamaya mecbur bıraktığını düşünüyorduk. elano'nun hazır olup kulübede bekletilmesi gösterdi ki, galatasaray takımının en azından ilk devre bitene kadar ayhan - topal - sarp - barış - linderoth beşlisinden üçünün oluşturduğu bir orta saha ile oynayacak gibi.

galatasaray takımı, bu yeni orta saha üçlüsüyle çok daha farklı bir izlenim veriyor. 3 savaşçı orta saha, rakiplerin ileri ucuyla top yapmasını engelliyor, çok daha az pozisyon veriyor. servet çetin de maç sonu röportajında, bu yeni orta sahayla daha rahat oynadığını belirtti. ama hala orta sahada kaybedilen toplar yüzünden gol yiyoruz.

fakat, ligin ilk yarısına oranla gol yollarındaki yaratıcılık da azalmış durumda. kewell, arda ve nonda çoğu kez orta alana kadar gelip top alıyorlar çoğu kez. goller ise, yaklaşık 15 ile 30 sn.de oluşan ve 7-8 pas trafiğinin olduğu organize fakat bir o kadar spontane ataklardan geliyor.

arda'nın gol sonrasındaki sevinçlerindeki dengesizlik, psikolojik olarak ne durumda olduğunu gösteriyor. gol attıktan sonra bir kendi kalesine atmış gibi üzülüyor, bir şampiyonlar ligi finalinde gol atmışcasına seviniyor. ayrıca fizik yorgunluğu da mental olarak yorgunluğunu tetikliyor gibi. en azından bu anlamsız ara arda'ya iyi gelecektir. rijkaard'dan arda'yı dinlendirmesini isteyemiyorum, zira 10'un en kötü hali bile, takımın ileri uçtaki yaratıcılığı için bir artı durumunda. bunu, asist sayılarından anlayabiliyoruz.

bir başka konu, elano. hala bir şey anlamış değiliz, fakat umutluyum kendisinden. uyum sorunu olduğu anlaşılıyor. fakat, iyi bir elano'nun da neler katabileceğinin sinyallerini bir kaç maçta aldık. çoğu kimseye gösterdiğimiz sabrın onda birini kendisine göstermek yeterli olacaktır.

sabır demişken tabi ki sabri. çok sabrettik, oldu sonunda galiba. kendisini tebrik etmek için çok bekledim, ama son zamanlarda kat ettiği müthiş ilerlemeye kayıtsız kalamazdım. attığı gol bile farklıydı. ayakiçi olduğunu hatırladı. haftaiçindeki asisti, dünkü maçtaki golü... tanrım!

son olarak mehmet topal. hala zaman zaman aksamasına rağmen, sene başına göre çok daha iyi durumda. futbolcu yuhlayan sözde taraftara kapak olsun.

05 Kasım 2009 Perşembe

dinamo bükreş:0 galatasaray:3


bir kez daha futbolu güzel hale getiren biz çapulcular olduğunu gördüğümüz bu maçı da alarak deplasmanlarda kazanma geleneğimizi sürdürdük. 2 maç kala gruptan çıkmamız garantilendi, içeride oynayacağımız panatinaikos maçı büyük ihtimalle grubun birincisini belirleyecek.

rijkaard; elano, keita ve linderoth gibi seçenekleri olmasına rağmen, sivas maçındaki kadroyu sahaya sürdü. ilk yarıdaki goller de aynı isimlerden geldi. bir bakıma, ceza ve sakatlıklar; takımın silkinmesi, yenilenmesi adına, nadas gibi faydalı oldu. 3 tane diri orta saha ile rakibe geçit vermedik ki zaten iki maçtır rakiplerimizin bizim yarı sahaya gelme gibi niyetleri yoktu.

kewell'ın goldeki becerisi, nonda'nın golünde sabri'nin ortası görülmeye değerdi. gün geçtikçe 2008 performansına dönen mehmet topal ise, attığı gol ile "hagi tributte" yaptı. keşke, tribündeki commandate'ye koşsaydı golden sonra. yıllar sonra da hatırlardık böylece.
 
Bazen insanlar bir garip oluyor, buradaki yazıyı falan okuyor, işi yokmuş gibi.