
yiğit şardan'ın bu istifası, yaşanılan sorunları çözecek mi bilmiyorum. ama başka da çare yok gibiydi. bu prestij kaybından sonra, orada oturmak abes, bir o kadar da zor olurdu. yalnız bir çok soru var aklımda.
bu olaylardan habersizlerse, ki bu apayrı bir sorun, bir nebze anlayabilirim. fakat şöyle de bir durum var: oyak renault bu olayı 3-4 hafta öncesinden ortaya çıkarmıştı. neden, bu olayların sorumlularını görevden almak için bu kadar beklediler? hala iyi niyetli olalım, haberi ciddiye almamış olup, üstüne gitmemiş olabilirler. o zaman bu nasıl bir sorumluluk anlayışı?
adnan polat geldikten kısa bir süre sonra, özhan canaydın ve diğer lise tayfasının, kulüp üzerindeki iktidarlarını kaybettikleri aşikar. geçen seneyi 5. olarak bitirmemize rağmen, taraftar yine de yönetime tam destek vermişti. iki yıldır da futbol takımına yapılan ve benzeri 13 yıl öncesinde görülmüş transferler, haldun üstünel vasıtasıyla taraftar ve yönetimin bu kadar yakınlaşması, seyrantepe projesinin bitime yaklaşması, diğer branşlarda gelen uluslararası kupalar, pazarlama ve diğer gelir fırsatlarının kulüp tarihinde bu kadar iyi değerlendirilmesi ile, yönetimin koltuğu sağlamlaşmıştı. ayrıca, bu sene yine futbolda alınan iyi sonuçlar ve geçen seneden itibaren avrupa'da takımın eski güvenini kazanması, aydınlık günlerin geleceğinin de işaretçisiydi.
şimdi her şey bu kadar iyi, bu kadar profesyonelce giderken, tam da genel kurulun ve başkanlık seçiminin yapılacağı sene, bu saçma sapan olayların yaşanması ve bu olayların öznelerinin liseyle olan ilişkileri, insanın aklına çirkin şeyler getiriyor. yani
bu yönetimin koltuğunu sallamak için, bu kadar absürd bir olay gerekiyordu. nitekim yaşandı da.
tabi, aç kurtlar gibi bekleyen medya da boş durmadı. şimdiden takımı ligden ihraç ettiler, dalga geçer gib başlıklar attılar. işleri bu, buna üzülmüyorum. üzüldüğüm nokta en yakın arkadaşımızla bile kavga edebilecek kadar sevdiğimiz galatasaray'ı ilk defa savunamıyor oluşumuz.
oysa ki bu sahtekarlığın bir çok kez benzerleri yaşandı. hatta birisinde, balkan şampiyonluğumuz geri alındı. misal, 2006 yılında
18 yaşındaki atlet anıl şenova fener'deyeken doping kullan(dırıl)mış; daha sonrasında da balkan şampiyonasında müsabakalara katılmış, ve milli takım birincilik kazanmıştı. daha sonrasında olay ortaya çıkınca da, milli takımın birinciliği kaybetmişti.
kaynak: http://www.milliyet.com.tr/2007/04/06/spor/spo19.htmlbaşkan bir örnek. yine fenerbahçe, 2007'de iki ukrayna'lı yüzücüyü türk isimleriyle yarıştırmış ve izmir’deki kulüplerarası açık yaş yüzme şampiyonası’nda erkekler ve bayanlarda şampiyon olmuştu. fakat daha sonra bu yüzücülerin, ukrayna'da da bu sefer orjinal adlarıyla yarıştıkları ortaya çıkmıştı. ama bu durum yönetmeliğe aykırıydı. ne kadar da benzer değil mi?
kaynak: http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=8392094son örnek ise, 2001 yılında mustafa denizli ile yaşanan örneğe benziyor. 2007'deki voleybol maçında, fenerbahçe 6 kişilik voleybol takımında 4 yabancı oynatarak, bir ilke imza atmamışlar, yaptıkları hatanın devamını getirmişlerdi. aziz yıldırım, teknik ekibin arkasında olduğunu belirtmişti. hadi 11 kişiden 6 yabancıyı seçemedin, 6 kişilik takımda 4 yabancıya da mı dikkatsizlik diyeceksin? o zaman takımınızın başına sayı saymayı bilen adamları getireceksiniz.
kaynak:http://spor.haberler.com/fenerbahce-dicle-universitesi-macinda-4-yabanci-haberi/şimdi, en az galatasaray'ın yaşadığı olay kadar vahim ve sayıca çok, hatta uluslararası arenada kriz çıkartan skandallardan, kamuoyunun ne kadar haberi oldu? ne kadar gündemde kaldı bu haberler? fener bence "medya objektif davranmalı" diyerek hata yapıyor, çünkü objektif davranabilirse kendilerinin aleyhinde olacak her şey.
kabak yiğit şardan'ın başında patladı. aziz yıldırım bunları yapanların arkasında dururken, galatasaray yönetimi, her ne kadar samimiyet sorunu olsa da, gerekeni yapıyor. bu da bizim farkımız olsun.