online stats



25 Şub 2011

hagi'yi beklerken

.

kent hayatını anlatan klişe cümleler vardır ya, "neden bu acele? nereye yetişmeye çalışıyoruz?" diye. aceleyi ben sonradan öğrendim. sabırsızlığın çaresinin sabır olduğunu da. ne kadar garip değil mi? olmayan bir şeyi, yine kendisiyle yenebiliyordum. çünkü beklemekten başka şansım yoktu.

çocuktum; o zamanlar beklerdim. neyi ve kimi beklediğimi bilmeden hep bir şeyler beklerdim. bir süper kahramanın mahallemize gelmesini mi, kıyametin kopmasını mı, yoksa sadece oynadığımız arsayı kurutması için güneşin bulutların arasından çıkmasını mı, oyunumuza devam edebilmek için arabanın geçmesini mi, teneffüs zilini mi, yolların asfaltlanıp çağdaşlaşmamızı mı, plastik ve dandik panjurların sabah açılmasını mı. yaz mevsini mi? tabi ki plazalardaki tek mevsimlik hayatlara göre çok güzeldi, yazın beklendiği kış bile.

plastiğin ve asfaltın modernleştirdiği kentte zaman hakikaten geçmezdi. oyunlarımız ve her molasında su içtiğimiz tulumbalar vardı. şimdi bu çağın gerçekliğine doğan çocuklar için sıradandır fakat hadi bilgisayarı ve interneti geçtim, biz halı sahaya da, bisikletteki 18 vitese de şaşırmıştık. oyunlarımız hep vardı, nesillere futbolu değil top oynatmayı öğreten arsalarımız. tapusu olduğunu bile bilmezdik, bizim arsamızdı onlar. inanın o sahiplendiğimiz arsalarda ne dostlar, abiler, kardeşler futbol oynadı. bugün türkiye'de oynanan futbolu beğenmiyorsak, barcelona'yı değil mahalledeki maradona abilerimizi gördüğümüzdendir.

bir de galatasaray vardı. hep bekleten bir galatasaray. haftasonunu bekleten, ağustos ayını bekleten, şampiyonluğu bekleten, çizgide çamura saplamış bir topu bekleten, ali sami yen stadını görmeyi 18 yıl bekleten... eğer yine beklemek denirse, en çok galatasaray'ı bekledim ben.

galatasaray'da çok sevdiğim, delice tapındığım, formasını alamasam da, 2+1 evde oturan her çocuk gibi posterini asamasam da; mahalle aralarında, çamur arsalarda top oynarken bizzat ta kendisi olduğum futbolcular vardı. tanju, prekazi ve uğur ile başlayan, hakan şükür, tugay ve kubilay ile devam eden. yavaş yavaş arsaları terketmeye başladığımız zamanlardı. ne garip ki, arsalar betonlarla dolarken ve yerini sentetik halı sahalara bırakırken, futbol da aynı hızla sentetikleşiyordu.

o sıralarda biri geldi ki onu hiç beklemiyorduk. sonradan öğrendik ki, asıl onca yıl burada olmaması garipmiş. sanki, bizle arsada top oynayacak kadar sıradan ve sanki koca bir devri kapatmaya gelmişçesine gururlu. kahraman mı, yoksa bizden biri mi? aslında her ikisi de, çünkü süper kahramanları yer yüzüne indirdi, aramıza karıştı. bazen bizimle o arsada top oynadı, bazen de dünya üzerinde sadece tek bir kişiye bahşedilen yeteneği ve olanca tevazsusuyla dünyaları değiştirdi. kader mi evrimin doğal işleyişi mi bilmiyorum fakat; kendisi, örgütlediği arkadaşları ve tek bir adam, o sene bu forma altında buluşmamış olması her türlü doğa kanuna, bütün dini inançlara aykırıydı.

ben hagi'yi bu radde ne zaman sevdim, gerçekten bilmiyorum. ama bu sevgimde, kazandırdığı başarıların etkisi, binde birdir sadece.

leeds deplasmanında, diğer takım arkadaşları korkudan ceza sahası çevresinde bile dolanamıyorken; kendinden emin şekilde penaltı atmaya giderken mi sevdim? en zor anlarda sığınılacak bir limandı.

20 kişi ayırmaya çalışırken; galatasaray'ı durdurmakla görevli kutsal ittifakın simge adamı erol ersoy'un suratına tükürürken mi? pazarlıksız, uzlaşmasız; haksızlığa karşı bayraktı.

gerçekleşse de "imkansız" diyerek tarif ettiğim anlardan bile sevincini arkadaşlarını çağırarak onlarla paylaşmasını bildiği için mi sevdim? her büyüdüğünde küçülendi.

son gününde bile, hala en iyisiydi o.

hagi, şimdi bambaşka bir görevde. kendisi için "kredisi sonsuz" falan demeyeceğim. kredi, belirli bir anlaşmayı içerir; alan tarafı borçlu kılar. kendi adıma aslen ben borçluyken hagi'ye, nasıl kredi verebilme haddini bulabilirim?

ben beklemeyi gerçekten çok iyi biliyorum. beklemenin en güzel hediyesini, galatasaray ve hagi isimlerinin yanyana geldiğinde neler olduğunu görmekle almış biriyim. kendisi de diyor ya "sabir, sabir, sabir". o benim için emirdir artık. yapabileceklerini göstereceği günü sabırla bekliyorum; kendisi gibi hesapsız, pazarlıksız. ona sığınarak.

10 yorum:

Smt dedi ki...

"en zor anlarda sığınılacak bir limandı." nokta.

eline sağlık abi...

eeyore dedi ki...

o kadar güzel bir yazı olmuş ki aynı jenerasyonun ve benzer bir sosyal çevrenin çocuğu olarak resmen o günleri hatırlayarak okudum. ellerine sağlık

DaddyCool dedi ki...

ya son zamanlarda okuduğum en güzel yazıydı. ellerine sağlık gerçekten kusursuz bir yazı..

Anıl dedi ki...

Ellerine sağlık abi. Bunun üstüne daha ne denir bilmiyorum. İç sahadaki ilk iç saha maçında kağıda basıp koltuk koltuk dağıtmak gerek bunu. Özellikle yeni yetme Galatasaraylılara...

giallarossi dedi ki...

tek kelime ile muhteşem...

Mehmet Özenç dedi ki...

Gerçekten çok güzel.

Chao Grey dedi ki...

romantikler ölmeyecek, bu yazı da kanıtı.

Anıl dedi ki...

"İç sahadaki ilk iç saha maçı" da ne demektir yahu :) Kutluyorum kendimi!

ceketli ali dayi dedi ki...

oha be benjcev.

Adsız dedi ki...

disguast zamanlarından beri böyle güzel blog, böyle güzel yazılar görmemiştim. eline sağlık.

 
Bazen insanlar bir garip oluyor, buradaki yazıyı falan okuyor, işi yokmuş gibi.