4 Haz 2011
galatasaray 2010-2011
yazan:
benjcev
.
yanına yaklaşılması güç başarılarla büyümüş bir galatasaraylı olarak bile, bu seneyi başarısızlık veya acziyet olarak değil; hagi'ye 3. kez veda ettiğimiz bir sezon olarak kodlayacağım zihnimde. ama neyse zaten konumuz hagi değil.
bir fotoğraf hakkında ne kadar uzun konuşulabilir? veya bir futbol takımı neden sevilir? hayatta elde edemediğin başarıları, futbol takımında görmek için olabilir mesela. veya, bir yere aidiyet hissetmek gibi insani bir ihtiyaç için. memleketinde aynı havayı soluduğumuz belki de aynı sırayı paylaştığımız arkadaşımızı sahada görebildiğimiz için de olabilir.
aslında karşılıksız sevgidir renklere duyulan şey. tribünde tezahurat yaparak, eğlenerek, bir maçı seyrederek, veya galibiyete sevinerek bir karşılık alındığı gibi bir yanılgıya düşülebilir. ama zaten bunların da bedelini belirli bir ücret karşılığında öderiz. ama bir formayı, armayı ancak karşılıksız sevebiliriz; onu giyenden ayrı olarak. içindekinden bir sorumluluk bekleriz, yine o da bir son dakika golüyle sana karşılığını verebilir, veya defansta yaptığı bir hata ile üzebilir. ama forma veya arma sana hiçbir şey vermez.
yukarıda duran, her merhabasında deli gibi heyecanlandığım, her vedasını da yeni bir merhaba için fırsat olarak gördüğüm adamın fotoğrafındaki gibi; sarı ve kırmızıyı yan yana gördüğü anda, manzaradaki diğer her şeyi karartanlar, yine de bambaşka biçimlerde sevebilir adına "galatasaray" denmiş bu şeyi. mesela fotoğrafta bir "galatasaray" yok aslında, bir isim yok, ticari bir logo amblem yok. sadece sarı kırmızı iki bez ve bir sanatçı, konu futbol bile değil, bir virtüözün aşkını anlattığı bir eseri icra edişi var sadece. ama neyse zaten konumuz hagi değil.
dedim ya, sürekli başarı görmedim bu takımda. itiraf edeyim, bu kadar kendimi kaptırmamı sağlayan anılar için bile pişman oldum. hatta bazı pazartesilerde takım tutmayan insanlara bile özendim. ama işte, ne mutlu ki salı günü pişmanlıktan da eser kalmıyordu.
ama işte dedim ya; başarı hususunda da şımarık bir nesle denk geldim. 14 bir güzel bir güzel bir şampiyonluktu, veya mayıstı, ama 14. sırayı da gördüm. hem de ligin sonlarına doğru.
mekanı cennet olsun, kötü bir başkan gördüm ama acziyetin tarihini baştan yazan başkanı bu sene ilk defa gördüm.
2001'de mevcudiyet sebebini satanları biliyordum da, nasıl olsa s.ktirip gideceklerdi, takmamıştım. ki gidişine üzülecek başka biri vardı o sene. ama neyse konumuz hagi değildi yine...
konu şuydu, takımlarını sevmedikleri için, kendilerini düşünüp oynamayanları gördüm 2001'de. ama ilk defa maç satanları da bu sene gördüm. hem de hiç kimsenin aksi durumuna beni ikna edemeyeceği şekilde, gözlerimini önünde.
samsun-antep-antalya serisini de hatırlarım mesela. üst üste 3 mağlubiyet ne kadar üzmüştü. ama bu sene ilginç şekilde, 3 defa üst üste galibiyet aldığımızda böbürlenen bir teknik direktörü de gördüm.
ali sami yen'den uzaklaştığımızı da hatırlarım mesela. olimpiyat yollarında, "hep karanlık" şarkısı eşliğinde, iett otobüsünde toz duman yuttuğumuz sene de çok kötüydü. o uzak yerle ilgili en güzel anıyı da hagi bırakmıştı. ama konumuz hagi değil işte. evet uzak kaldık sami yen'den ama bu sene ali sami yen'den bir daha kavuşmamak üzere ayrıldığımıza, yerle yeksan olduğuna, veda ettiğimize şahit oldum.
evet belki bu sene, galatasaray ile yaşadığım bütün kötü anıların toplamının da üstünde kötü hatırlar bırakan bir sene oldu. ama hiçbir zaman bu senenin sorumlusu "galatasaray" olmadı, sarı-kırmızı'yı taşıyıp sarı-kırmızı dışında her rengi görenler oldu.
tek bir adam gördüm, bu seneyi iyi hatırlatacak bana. olimpiyat yolunda toz yutanlar gibi; galatasaray'a "sen bir çağır yeter" diyen adamı hatırlayacağım mesela. o zaman istedikçe, ona saati gösterenler onu teneke bağlarcasına gönderirken de, kendisi için değil galatasaray için üzülen adamı hatırlayacağım mesela. sadece 5 yıl geçirdiği sami yen için göz yaşlarını tutup, soyunma odasında hıçkırıklara boğulan adamı.
"bir takım neden sevilir?" sorusunun benim için aslında cevabı: ileride yine, tekrardan görüşebilmek için, sadece onun gelmeye cesaret edebileceği kadar kötü durumda olmayı bana istetebilen adamlar için sevilir. sevgi duvarını aşmanın ne demek olduğunu, "ne kadar rezil olursak, o kadar iyi" dizesinin anlamını yıllar sonra anlatan adamlar için sevilir bir takım.
neyse konumuzu hagi değildi veya aslında konu hagi'nin ta kendisydi. bilemiyorum.
kategori:
efsaneler
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

0 yorum:
Yorum Gönder