hadise 3. gününde artık çığrından çıkmış durumda. adalet, hukuk gibi bir sürü büyük kelimeler ve bunların oluşturduğu maalesef içi boş cümleler, akıl almaz komplo teorileri havada uçuşuyor. uzunca bir süre de bitmeyecek gibi duruyor.
futbolda bana biçilen rol taraftarlık olunca, bu büyük kelimeleri büyük bir ukalalık, iştah ve bilmemezliğin verdiği özgüvenle konuşamıyorum. dolayısıyla bu yazıda - örnekleri de bizim taraftan vereyim - zalad'lar, ergun gürsoy'lar, 2006 denizli'si ve ilk akla gelen, fütursuzca konuşulan ne varsa onlar olmayacak. zaten 3 gündür yaşadığım duygular da önce şaşkınlık, sonra öfke olunca; soğukkanlılıkla söylenmeyecek her söz benim günahım olacak.
kulüplerin taraftara doğru inen "büyüklük, kibir, çirkeflik, şımarıklık" gibi belirli bir karakteri olduğuna da inanmıyorum artık. dolayısıyla iddialı genellemelere de yer yok bu yazıda. zaten "ama fenerliler de vakti zamanında şunu yaptı, şunu dedi" gibi herhangi bir argüman da bir nebze soğukkanlı olabilmem için yetmiyor.
şu an fenerbahçe taraftarının yerine koymaya çalışıyorum kendimi. renkler ayrı olsa da roller ve kaderlerimiz aynı işte. aklımda sadece; konuşabileceğim, ulaşabildiğim, her pazartesi hararetli hararetli tartıştığım, makara yaptığım fenerbahçe taraftarı var. bu yaşananlarda hangisinin suçu var?
guiza'nın golü sonrası, belki de takımda en sevmediği futbolcuya sarılabilmek için, elindeki bayrağını düşürmeden tribünden atlayan adamın, antep maçında son dakikada gelen gol ile ağlayan gencin, sivas'ta şampiyonluk görebilmek adına belki de başka planlarından feragat eden taraftarın ne suçu var ki en büyük cezayı en küçükler ama en çok sevenler çekiyor? böylesine büyük bir hayal kırıklığı veya sevdiği renklerin iftiraya maruz kalması, neresinden bakarsınız işte, hangisine reva?
çünkü ağızlarından misyon, vizyon, marka değeri, kurumsallaşma gibi kocaman kocaman kavramları düşürmeyen büsbüyük insanların oyunu oldu futbol. bizler sadece "büyük taraftarımız kredi kartlarına gereken ilgiyi gösterecektir" ile nasiplendik ara ara. ama işte biz o kadar da büyük değildik. büyüklüğüne de tutulmadık bu oyunun. bilakis küçüktük; küçüklüğüne, küçükken oynanabilirliğine, her galibiyet ve mağlubiyet sonrası bizi daha da küçültmesine tutultuk. küçük adamları; hagi'leri, alex'leri, sergen'leri, hami'leri sevdik. hatta bazıları ne zaman büyüme hevesi ile yanıp tutuştular, krallıktan basit bir vekilliğe indiler gözümde.
işte ben bu kadar büyük mevzuları anlayamıyorum, tahlil edemiyorum maalesef. ama söz veriyorum, mevzu nasıl kapanırsa kapansın; fenerbahçe taraftarı ile konuşurken "şikecisiniz" demeyeceğim. çünkü hepsi en az benim kadar masum, en az benim kadar küçük.
5 Tem 2011
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
5 yorum:
3 gündür dünyası yıkılmış bir Fenerbahçeli olarak teşekkür ederim. Kimseye bu hisleri yaşatmasınlar...
Teşekkürler... İnan senin gibi düşünen sağduyulu taraftarımıza o kadar ihtiyacımız var ki...
Tebrikler, keske sizin gibi dusunen taraftarlarin sayisi daha fazla olsa.
Helal olsun kardeşim. Alnından öpüyorum.
Ellerine sağlık kardeşim, bu ülkenin senin gibi taraftarlara ihtiyacı var.
Yorum Gönder